Kadının çığlığı kulakları yırtarken, Mizuya Sky’ı koynuna aldı, küçük ellerini kardeşinin kulaklarına kapattı. Çığlık, gökyüzünü delen bir bıçak gibi uzayıp gidiyordu. Sky ürkek bakışlarla abisinin yüzüne baktı, sonra gözlerini sımsıkı kapatarak onun göğsüne saklandı.
Ve birden… çığlık kesildi.
Dünya sessizleşti.
Mizuya, nefesini tutmuş gibi Sky’ın başını okşadı. Elini yavaşça kardeşinin kulaklarından çektiği anda, sanki gök delinmiş gibi bir patlama sesi yankılandı. Yere oturup gözlerini kapadılar. Yalnızca yerin titremesi, taşların devrilmesi ve ardından gelen sessizlik kaldı.
Mizuya başını yana çevirdi. Bir an durdu, derin bir düşünceye daldı. Sonra dudaklarının kenarında garip bir gülümseme belirdi. Sky’ın omzuna hafifçe dokundu.
“Hadi,” dedi alçak bir sesle. “Gel biraz gezelim.”
Patika bir yoldan yukarı çıkarken ayaklarının altında dallar kırılıyor, toprağın kokusu havaya karışıyordu. Gövdelerinden yarılmış ağaçların arasında yürürken, Mizuya’nın gözleri bir an için kan ve et parçalarına takıldı. Etrafta kargalar uçuşuyor, kanlı parçaları gagalıyorlardı.
Mizuya hızla Sky’ı arkasına çevirdi. “Buradan değil. Şu taraftan…” dedi, sesini olabildiğince sakin tutmaya çalışarak.
Sky farkında değilmiş gibi, enerjik bir şekilde koşturuyordu. Gözleri ışıl ışıldı. Birden durdu ve heyecanla parmağını kaldırdı.
“Abi bak! Büyük bir market var! Belki oyuncak buluruz!”
Mizuya derin bir iç çekti. Yorulmuştu ama kardeşinin gözlerindeki ışıltıya karşı koyamadı. Sessizce başını salladı.
“Peki… hadi bakalım.”
Kapıyı itip içeri girdiklerinde, zaman donmuş gibiydi. Bir zamanların neşeli marketi, şimdi çürüyen rafları, yerde devrilmiş ürünleri, duvarlarında küf izleriyle bir harabeye dönmüştü. Havanın kokusu bayat yiyecek ve pas kokusuyla ağırdı. Sanki bir zombi dizisinin sahnesine adım atmışlardı.
Ve o anda…
Bir köşede iki küçük figür gördüler.
Sekiz yaşlarında bir kız ve kucağında üç yaşında bir bebek. Kızın üstü başı yırtık, gözleri uykusuzluktan kızarmıştı. Ama kolları, küçük çocuğu sımsıkı sarıyordu. Çocuğun başı kızın omzuna düşmüş, gözleri kapalı, saçları dağınıktı. Kız, onun saçlarını yavaşça okşuyordu.
Mizuya, nefes nefese, hiç tereddüt etmeden koştu. Yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşti.
“Merhaba!” dedi sıcak bir sesle.
Kız, yorgun gözlerle baktı. Dudakları çatlamıştı. Ama zayıf bir gülümseme eşliğinde kısık bir sesle karşılık verdi:
“…Merhaba.”
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Sky öne atıldı.
“Ne yapıyorsunuz burada?” diye sordu merakla.
Kız yere bakarak fısıldadı:
“…Saklanıyorduk.”
Sky’ın yüzündeki gülümseme yavaşça soldu. Küçük adımlarla yere oturdu, elini uzattı.
“Ben Sky. Bu da abim, Mizuya.”
Kız, kucağındaki çocuğu gösterdi. “Benim adım Rei. Bu da küçük kardeşim, Kuta.”
Sky hemen sordu:
“Annen baban nerede?”
Rei’nin bakışları birden dondu. Gözleri boşluğa dikildi. Sonra yavaşça fısıldadı:
“Annem öldü.”
Kucağındaki kardeşinin saçlarını okşadı. “Babam… bizi terk edip kaçtı.”
Sky’ın gözleri büyüdü. Dudakları titredi. Sonra başını öne eğdi. Kısık bir sesle söyledi:
“…Benim annem babam da öldü. Abim bana bakıyor.”
Mizuya olduğu yerde taş kesilmişti. Küçük kardeşinin o cümleyi bu kadar sakin, bu kadar kabullenmiş söylemesi göğsüne bir bıçak gibi saplanmıştı. Çenesi titredi, gözleri doldu. Dudakları kıpırdadı:
“Biliyor muydun Sky…?” diye mırıldandı.
Rei, gözlerini kaçırarak devam etti:
“Annem… çok döverdi.”
Kolunu sıyırdı, derin bir morluk gösterdi.
Sky, küçük elleriyle Rei’nin koluna dokundu. Sonra heyecanla gülümsedi.
“Bizde yemek var! Bizimle gelmek ister misin?”
Rei başını eğdi, fısıldadı:
“Bilmem…”
Sky hızla ayağa kalktı, abisine koştu. Mizuya’nın gözleri hâlâ doluydu, boğazı düğümlenmişti. Sky’ın heyecanını dinlemeye çalışıyordu. Kardeşi ellerini uzattı:
“Abi! Onları bırakmayalım…”
Mizuya tam konuşacakken, Rei ve Kuta yanlarında belirdi. Sky, gözleri parlayarak bağırdı:
“Abi, geldiler!”
Rei, üstündekileri düzeltti.
“Biz de gelebilir miyiz?”
Mizuya, Sky’a baktı. Sonra gülümsemeye çalışarak, sesi titreyerek fısıldadı:
“Hadi… artık eve gidelim.”
Mizuya en önden yürüyor, arkasında Sky ve Rei adım adım ilerliyorlardı. Yol dar, taşlı ve kıvrımlıydı; gökyüzü turuncuya dönmüş, rüzgâr kuru yaprakları önlerinden sürüklüyordu. Çalıların arasından zaman zaman serçeler çıkıyor, kısa bir süre havada kanat çırpıp kayboluyorlardı.
Sky birden yere eğildi, bir taşı alıp Rei’ye gösterdi:
“Bak! Bu sihirli bir taş. Eğer bunu fırlatırsam, gökyüzüne kadar gider.”
Rei yorgun ama meraklı bakışlarla taşı eline aldı. “Hayır, o taş gökyüzüne gitmez. Ama belki denize düşüp dev bir balığa dönüşür.”
Kuta hemen lafa atladı, heyecanla:
“Evet evet! O balık da bizi sırtında taşır! Uçan balık olur!”
Sky kahkahayı bastı. “Baksana! Kuta bile inanıyor!”
İki kız gülüşerek hayali masalı dallandırıp budaklandırıyorlardı. Kuta da onlara katılıyor, “Ben de kahraman olacağım! Balığa binip herkesi kurtaracağım!” diye övünüyordu. Çocukların bu kahkahaları, uzun süredir sessizleşmiş sokaklara başka bir hayat katıyordu.
mizuya önde yüyürken Önünde etrafa saçılmış et parçaları, kargaların gagaladığı bir ceset vardı. Kara kan taşların arasına sızmıştı. Kaşlarını çattı, sessizce dönüp başka bir patikaya yöneldi.
“Buradan,” dedi soğuk bir sesle. Çalılıkların arasından otları ezerek bir patika yol açarak ilerledi.
Bir süre sonra sahile çıktılar. Deniz kokusu burunlarına çarpıyor, dalgaların ritmi adımlarına eşlik ediyordu.
Sky, coşkuyla kollarını açtı.
“ bak! Burada kalıyoruz!” dedi gülerek.
Mizuya sessizce gülümsedi, kardeşinin saçlarını okşadı.
Yol bittiğinde hava kararmıştı. Kaldıkları yere vardılar. Mizuya kuru dalları toplayıp küçük bir ateş yaktı. Alevler çıtırdayarak yükseldi. Çantasındaki sebzeleri ve Sky’ın tuttuğu balığı ateşin üzerinde kızartmaya başladılar. Domates kokusu ateşin isine karışıyordu.
Ateşin çevresinde küçük bir halka oldular. Sky, kızarmış patatesleri çeviriyor; Rei, yanındaki Kuta’nın saçlarını karıştırarak gülümsüyordu. Mizuya balığı ikiye ayırıp onlara uzattı.
Kuta balığı alırken gururlu bir şekilde söyledi:
“Ben çok yiyeceğim, çünkü büyüyünce çok güçlü olacağım!”
Sky kahkahalarla güldü, Rei de ona katıldı. O an konuşma azdı. Daha çok kahkahalar, çıtırdayan ateş ve tuz kokusu vardı. Küçük lokmalar, çocukların yüzünde büyük bir mutluluk bırakıyordu.
Mizuya başını hafifçe yana çevirerek hepsine baktı. Ateşin ışığı yüzlerini aydınlatıyordu; Sky ve Rei’nin kahkahaları geceyi deliyordu, Kuta da elleri yağ içinde olmasına rağmen gururla gülümsüyordu. O an hepsi gerçekten mutluydu. Ve bu mutluluk, aslında gerçeğin ne kadar kırılgan olduğunu daha da derin hissettiriyordu.
Karnı doyan çocuklar ateşin yanında yere uzandılar. Sky başını Rei’nin omzuna koydu, Kuta kıkırdayarak iki ablasının arasına kıvrıldı. Mizuya pikenin kenarını üzerlerine çekti, sonra başını kaldırıp gökyüzüne baktı.
Artık hava kararmıştı. Arkalarında küçük bir ateş yanıyordu. Üstlerinde ince bir pike, önlerinde yıldızlarla dolu gökyüzü vardı. Gökyüzü hiç bu kadar parlak görünmemişti.
Sky abisine sıkıca sarıldı. Gözleri ışıldıyordu.
“Güzel bir gündü… teşekkür ederim abi.”
Mizuya sadece sustu. Gözlerini gökyüzüne kaldırdı.