Sky evin içinde “Abi!” diye bağırarak koşuyordu. Kapının önüne geldiğinde elindeki çizim elinden kayıp düştü. Kağıt yavaşça süzülürken Sky’ın gözlerinden yaşlar aktı. Başını eğdi, kısık bir sesle fısıldadı:“Sen de mi abi…”
Ardından odasına girdi, peluş ayısına sarıldı. Ayının başına dokundu, onu alnından öptü. Dudakları titreyerek konuştu:“Sen beni bırakmazsın, değil mi?”
Burnunu çekti, gözyaşlarını silip, “Bir şey yok ayıcığım,” dedi. O sırada kapı gıcırdayarak açıldı. O kadar yavaş ve gürültülü açılmıştı ki Sky korkudan kıpırdayamadı. İçeri giren kişi adım attı, ardından tok bir sesle yere ağır bir çanta bıraktı. Nefes nefeseydi. Kapı sertçe kapandı. Sky titremeye başladı.
Birden içeriden bir ses duyuldu:“Sky! Hadi gel!”
Bu Mizuya’ydı.
Sky gözyaşlarıyla ayağa fırladı, koşarak abisine sarıldı. Küçük kolları titreyerek sıkıca sardı onu. Mizuya kardeşinin başını okşadı:“Yiyecek bir şeyler getirdim.”
Çantasından birkaç çürümüş domates, filizlenmiş patates ve bayat bir ekmek çıkardı. Sky önce yiyeceklere baktı, sonra gülümsedi:“Yemek yapalım abi.”
Mutfakta Mizuya patatesleri soymaya başladı. Sky da küçük elleriyle domatesleri yıkıyordu. Ardından Mizuya patatesleri uzun ince şeritler halinde kesti, kızgın yağa attı. Sky masaya oturmuş, onu izliyordu. Domateslerin çürük yerleri temizlendi, yarım ay şeklinde dilimlendi. Ekmek yarıldı, içine patatesler kondu. Azıcık kalan tuzu da serptiler. Masanın ortasına domatesleri koydular. İkisi beraber yemeye başladılar.
Sky abisine bakarak fısıldadı:“Teşekkür ederim abi… Ben seni kaçtın sanmıştım.”
Mizuya kısa bir bakış attı. “Afiyet olsun,” dedi sadece.
Tam o sırada gökyüzünü delen gürültülü bir helikopter sesi duyuldu. Sky heyecanla pencereye koştu.“Abi! Bizi buldular!” diye bağırdı, camı açarak dışarı seslenmeye başladı.
Ama Mizuya hızla yanına geldi, pencereyi kapatıp perdeyi çekti.“Kes sesini!” diye hırladı.
Sky dinlemedi, tekrar camı açıp bağırmaya çalıştı. Mizuya bu kez kardeşini kucakladı, sürükler gibi en arkadaki odaya götürdü. Bu oda anne ve babalarının yatak odasıydı. Sky’ın ağzına parmağını koydu, gözlerinde alev gibi bir öfke vardı.
Bir anda dışarıdan ateş sesleri yükseldi. Camlar, duvarlar delik deşik oluyordu. Yaklaşık bir dakika boyunca kurşunlar yağdı. Sky gözyaşları içinde ağlamaya başladı ama Mizuya onun ağzını sıkıca kapatmıştı. Nefesleri birbirine karışıyordu.
Sonunda sesler azaldı, helikopter uzaklaştı. Mizuya ayağa kalktı, kendi odasına gitti. Sky ise korkuyla yere düştü, serçe parmağını vurmuştu. Acıyla ağlarken Mizuya yalnızca uzak bir köşeden, buz gibi bir sesle,“Geçer,” dedi.
Sky’ın ağlaması daha da arttı. Bir noktada Mizuya patladı:“SESSİZ OL!”
Küçük kızın gözlerinden bir damla yaş daha süzüldü. Fısıldadı:“Annemler olsa… beni umursardı.”
Topallar adımlarla başka odaya geçti, orada yeniden ağlamaya başladı. Bu kez sesi, gerçekten canı yanıyormuş gibi değil… kalbi acıyormuş gibiydi. Burnunu çekti, yutkunamadı. Sonunda yorgunluktan uyuyakaldı.
Ertesi sabah Mizuya, Sky’ı uyandırdı. Sırtında kocaman bir çanta vardı.“Hadi,” dedi. “İstediğin şeyleri topla. Yürüyüşe çıkıyoruz. Ama işe yarayacak şeyler de olsun.”
Sky heyecanla çantasına oyuncaklarını, annesi gibi giydirdiği Barbie bebeğini, biraz ip, Monopoly paraları ve kıyafetler doldurdu. Kocaman pembe sırt çantasını takarak, gözleri parıldayarak, “Hazırım!” dedi.
Mizuya başını salladı. “Bir süre olmayacağız. Tamam mı?”Sky ciddiyetle başını salladı.
Evi terk ettiler. Delik deşik duvarların arasından geçtiler. Kapıyı sessizce kapattılar ve bir daha asla açılmayacaktı. Etraf toz içindeydi. Sessiz ama hızlı adımlarla dışarı çıktılar, çalıların ve ağaçların arasına sığındılar.
“Abi, nereye gideceğiz?” dedi Sky.“Bilmiyorum tatlım,” dedi Mizuya, etrafı gözleriyle tarayarak.
Sky’ın kalbi küt küt atıyordu. “Bana tatlım dedi…” diye içinden çığlık attı. Yüzü kızarmış, ama sessizce yürümeye devam ediyordu.
Yol boyunca sessizlik hakimdi. Yıkık binaların arasından geçerken, eski Japon evlerine benzer bir yapı gördüler. Sky heyecanla, “Abi, oraya gidelim!” dedi.“Şimdi olmaz,” dedi Mizuya.
Gece çökmüştü. Yorucu bir yolculuktan sonra göçmüş bir kayanın içine benzeyen, mağara gibi bir yerde durdular. Buradan tüm manzarayı görebiliyorlardı.
İkisi de sırtlarını yaslayıp oturdular. Gökyüzü karanlıkta çok daha parlak görünüyordu. Yıldızlar gözü alıyordu. Sky büyülenmiş gibi baktı. Sonra gözlerini yere indirdi, ayak parmaklarını oynattı.“Abi, benim ayaklarım niye bu kadar kısa?” dedi.
Mizuya hafifçe gülümsedi. “Çünkü daha küçüksün.”
Sky dudaklarını büzdü. “Ama ben okuyabiliyorum.”
Mizuya başını geriye yasladı, gözlerini kapattı. “Doğru, okuyabiliyorsun,” dedi.
Bir süre sessizlik oldu. Sky ceketinin cebinden küçük, ezilmiş bir domates çıkardı. Kısık sesle fısıldadı:“Bir evin bahçesinden aldım.”
Mizuya’nın yüzü gerildi. Gözleri büyüdü:“Ne yaptın sen?! Orada biri olsaydı? Ya seni yakalasaydı? Ya zarar verseydi?!”
Sky’ın gözleri doldu, dudakları titredi. Yutkundu, cevap veremedi. Başını öne eğdi.
Mizuya bir an öylece baktı, sonra kendini tutamayarak dizlerinin üzerine çöktü ve kardeşine sıkıca sarıldı. Omuzları titriyordu. Sky, abisinin ağladığını hissetti. Küçük elleriyle onun sırtını okşadı.“Abi… ağlama. Üzülünecek bir şey yok. Biz hâlâ beraberiz,” dedi fısıldayarak.
Mizuya boğuk bir sesle, “Özür dilerim, Sky…” diyebildi.
Sky sakinleşti, yanağına küçücük bir öpücük kondurdu. Sonra başını abisinin bacağına koydu.“Abi… bana babamın anlattığı gibi bir masal anlatır mısın?” diye fısıldadı.
Mizuya derin bir nefes aldı ve başladı:“Bir zamanlar iki kardeş varmış. Biri abiymiş, diğeri küçük kız kardeşi. Çok zor bir zamanda yaşıyorlarmış. Etrafları karanlık, her yerde açlık ve savaş varmış. Ama o abi, kardeşinin üzülmesine izin vermezmiş. Onu güldürmek için ateşböceklerini yakalayıp kavanozlara koyarmış. Işıklarıyla odalarını gökyüzüne çevirirmiş.
Ama ateşböcekleri çabuk ölürmüş. Sabah olunca kavanoz boş kalırmış. Küçük kız, ‘Neden gittiler?’ diye sorarmış. Abi gülümseyerek, ‘Uyumaya gittiler. Bir gün geri dönecekler,’ dermiş.
Günler geçer, açlık büyürmüş. Ama abi son lokmasını bile kardeşiyle paylaşırmış. Onun için önemli olan kendi açlığı değil, küçük kızın yaşamasıymış.
Ve bir gece… kız rüyasında ateşböceklerini görmüş. ‘Onlar bizi çağırıyor abi,’ demiş. O ışıktan hiç korkmamış, çünkü abisinin sevgisi hep yanında olmuş.”
Sky masalın sonunda gözlerini kapadı, usulca uykuya daldı. Mizuya onun başını yastığa yasladı, çantasını kenara bıraktı. Gökyüzüne baktı, sessizliğe gömüldü.
Ve bölüm burada bitti.