Güneşli, sıcak bir gündü. Mahalleler boyunca uzanan görece zengin bir bölge… Her evin önünde iki araba, bahçelerde oynayan çocuklar, düzenli biçimde biçilmiş çimenler… Herkes mutlu görünüyordu. Ama sadece görünüyşteydi.
Küçük bir kız, babasına sımsıkı sarılıyordu. Gözyaşlarını tutmak istese de başaramıyordu. Titreyen sesiyle, babasının gözlerinin içine baktı. “Bbığım…” dedi titreyerek. Sol gözünden yavaşça bir damla yaş süzüldü. Babası, elini yanağına koydu ve başparmağıyla gözyaşını sildi. Ardından gülümseyerek onu kucağına aldı.
Bu kişi Koichi’ydi. Gülümseyerek ailesine son kez baktı. Son kez sevdiklerinin gözlerine… Aylar boyunca bir söze inanarak ayrıldı: “Geri döneceğim.”
27 ARALIK 2025
Yıpranmış, kısmen yıkılmış evlerin arasında ayakta kalabilmiş birkaç bina vardı. Bir sessizlik hâkimdi.
Aniden bir çığlık sesi duyuldu. Küçük bir kızın çığlığıydı bu. Ama etraftaki evler bomboştu.
Evin içinde, kız serçe parmağını vurmuştu. Yere uzanmış, parmağını tutarak durmadan ağlıyordu. abisini görmesekte sessizce geçer diyordu. Umursamazdı.
Kızın acısı arttıkça, sesi de yükseliyordu. Abisi bir anda sinirlenip bağırdı:
“SESSİZ OL!”
Küçük kızın gözlerinden bir damla yaş daha aktı. fısıldadı:
“Annemler olsa, beni umursardı.”
Topallar adımlarla başka odaya geçti. Orada yeniden ağlamaya başladı. Bu kez sesi, canı acıyormuş gibi değil, “canı” acıyormuş gibiydi. Yutkunamıyor, durmadan burnunu çekiyordu. Uzun süre ağladıktan sonra yorgun düşüp sessizce uykuya daldı…
…
Bir anda bir alarm sesi duyuldu. Sky büyük bir heyecanla uyandı. Hızla ayağa kalktı, uzun dalgalı saçlarını taradı. Taradıkça kabaran saçlarının arasından yüzü parıldıyordu. Dişlerini fırçaladı, en sevdiği pembe çiçekli beyaz elbisesini giydi ve evi uyandırmak için bağıra bağıra koşturmaya başladı:
“UYANIIIIIN!”
Babaları Finn, eşiyle birlikte yataktaydı. Gözlerini ovuşturdu, kel kafasına elini gezdirdi ve saate baktı. Sabah yediydi. İç çekerek kalktı. Eşinin alnından öptü, kızın yanına gitti. Sky, koşturup bağırıyordu. Finn, onu koltuk altından tutup havaya kaldırdı.
Sky, bir anda babasının kucağında olduğunu fark etti ve çığlık atarak kıkırdamaya başladı.
“Bugün son gün değil mi baba?”
Babası gülümseyerek karşlılık verdi:
“Evet, Sky’ım. Son gün.”
Kızını indirdi. Sky omuzlarını silkti.
“O zaman herkes kalksın!”
Finn tekrar tuttu kızını:
“Tatlm, saate bak. Daha iki saat var. İstersen o zamana kadar birlikte bir şeyler çizebiliriz.”
Sky’nın gözleri parladı:
“BABACIIIIMM!”
Ona sımsıkı sarıldı ve birlikte mutfağa gittiler…
Sky ve babası mutfak masasına geçtiler. Masanın üzerine kocaman bir kâğıt serildi, yanına pastel boyalar dizildi. Sky’ın heyecanı gözlerinden okunuyordu. Babasının elini tutarak, “Baba, önce atı çizelim mi?” dedi. Babası gülümseyerek başını salladı. Birlikte, kâğıdın ortasına devasa bir at çizdiler. Sky’ın küçük elleriyle yaptığı çizgiler yamuk yumuktu ama babası her defasında onun çizdiği yeri övüyordu. Ardından Sky’ın istediği gibi bir meteor yağmuru çizildi; gökyüzünden inen ışıklar kâğıtta can buluyordu. En son bir kedi çizdiler, Sky’ın hayalindeki minik, tombul kedi. Çizimleri bitirdiklerinde ikisinin de yüzünde büyük bir tatmin ifadesi vardı.
Saat çoktan ilerlemişti. Sky aniden ayağa kalktı, “Artık annemi uyandırmalıyız!” dedi. Babası gülerek başını salladı. İkisi sessizce odaya yöneldiler. Planları hazırdı: Sky ağlayacak, annesi koşarak gelecek, babası ise arkasından yakalayarak küçük bir oyun yapacaktı. Sky çığlık çığlığa “Anneee!” diye bağırdı. Annesi bir anda yataktan fırladı, hızla odaya koştu. Baba tam arkadan yakalayacaktı ki unuttukları bir şey vardı: Anne, eski bir refleksle onu kolundan yakalayıp sertçe yere savurdu. Yere düşen adamı görünce yüzü dondu. “Finn! Tatlım!” diyerek hızla üstüne kapandı, elleriyle yüzünü okşadı.
Finn hafif acıyla doğruldu, gülerek, “Bazen senin eski bir paralı asker olduğunu unutuyorum, Miruku,” dedi. Miruku utanarak gülümsedi. “Siz gidin, Mizuya’yı uyandırın,” diye ekledi.
Mizuya zaten uyanıktı, yorganın altında sessizce telefonuyla oynuyordu. Sky zıplayarak yanına girdi. “Abicimmm, kalk! Bugün okulun son günü!” dedi, gözleri parıldayarak. Mizuya usulca “Tamam,” dedi ve telefonuyla birlikte doğrulup lavaboya yöneldi. Tam o sırada annesi telefonu kaptı. “Telefon olmaz,” dedi kararlı bir sesle. Mizuya hafif homurdandı, “Of, tamam…” diyerek banyoya gitti.
Bir süre sonra aile arabaya binmişti. Yol boyu sohbet ederek ilerlerken karşılarına bir barikat çıktı. Bir polis arabayı durdurdu. Finn camı indirdi. “Hayırdır, ne oldu?” diye sordu. Polis başını iki yana sallayarak, “Bir otobüs kaza yaptı. Yol kapandı,” dedi. Ellerini iki yana açarak kazanın büyüklüğünü anlatmaya çalışıyordu. Finn kısa bir bakışla “Tamamdır,” dedi, direksiyonu çevirip geri döndü.
Sky kafasını eğdi. “Yani… okula gidemeyecek miyiz?” diye sordu sessizce. Miruku arkasına döndü. “Tatlım, böyle durumlarda yapabileceğimiz bir şey yok,” dedi yumuşak bir sesle. Sky içini çekti ama annesinin gözlerine bakarak, “Tamam annecim,” dedi.
24 Kasım 2025
Evin içi sessizdi. Çocuklar bir koltukta oturuyor, anne babaları karşılarında. Miruku’nun elleri birbirine kenetlenmiş, tırnaklarıyla oynuyordu. Finn sessizliği bozdu: “Çocuklar, bu sefer işimiz biraz uzun sürecek.”
Sky başını kaldırdı. “Ne kadar gelmeyeceksiniz?” diye sordu. Babası gözlerinin içine bakarak, “Bir hafta yokuz. Ama söz, geri döneceğiz,” dedi.
Sky’nın gözleri büyüdü. “Ama bize kim bakacak?” dedi korkuyla.
Miruku gülümsedi. “Abin var. Hem senin için yemekler hazırladım. Biz gelene kadar onları yersiniz, tamam mı? Sen de büyüdün, abin hastalansa ona yemek ısıtırsın değil mi?” Sky heyecanla başını salladı. “Yaparım!” dedi. O an herkesin yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
Finn, Mizuya’ya döndü. “Oğlum, biraz baş başa konuşmak ister misin?” diye sordu. Mizuya sessizce başını iki yana salladı. Finn derin bir nefes alarak küçük valizi aldı. Miruku’yla birlikte kapıya yöneldiler.
Sky’ın gözlerinden yaş süzüldü. “Peki bana masal okumayacak mısınız?” dedi. Annesi eğilip alnına öptü. “Sadece bir süre tatlım. Sonra yine birlikteyiz,” dedi. Ardından Mizuya’ya dönerek, “Küçük kardeşine sahip çık. Sen daha iyi anlarsın bizi,” dedi. Mizuya kısık bir sesle, “Tamam annecim,” dedi.
Finn ikisini birden kucakladı. Sessizce, “Biz yokken yatağımızda yatabilirsiniz,” diye fısıldadı. İki çocuk da heyecanla başlarını salladı. Kapı kapanırken Sky kendini yatağa atıp zıplamaya başladı. Mizuya ise odasına çekildi, sessizce yorganın altına girip uyudu. Sky abisinin gelmediğini görünce kapısına gitti. “Abi, annemler gelene kadar yatakta zıplamayacak mıyız?” dedi ama içeriden hiçbir ses gelmedi. Sky kendi kendine, “Galiba çok yorgunmuş,” diyerek yatağa döndü.
Gece karanlığında Sky yatağın üzerinde uyuyakaldı. Mizuya onu izledikten sonra mutfağa geçti. Telefonunu çıkarıp arkadaşına yazdı: “Eğer ölmediysen, ben seni öldüreceğim.” Ardından kendine hazır noodle yaptı.
Sky yorgun gözlerle mutfağa geldi. “Ben de istiyorum,” dedi. Mizuya sertçe, “Ben yemeğimi yemeden yapmam, kendin yap,” dedi. Sky üzülerek işe koyuldu. Ama ocakta noodle kutusunu kutusuyla birlikte bıraktı. Bir süre sonra mutfak yanık kokusuyla doldu. Kutu alev alırken Mizuya koşup yetişti, kutuyu yere düşürdü, mutfak darmadağın oldu. Öfkeyle, “Annemler gideli birkaç saat oldu, her yeri mahvettin! Hepsini temizleyeceksin!” diye bağırdı. Sky’ın dudakları titredi. “Tamam abicim…” dedi ve gözyaşları süzülerek yere diz çöküp temizlik yapmaya başladı.
Bir süre sonra Mizuya geri geldi. Sky’a bakıp yumuşadı. “Git odanı topla, burayı ben temizleyeceğim,” dedi. Sky sessizce odasına gitti. Mizuya mutfağı baştan aşağı temizledi, ardından Sky için noodle hazırlayıp masaya bıraktı. “Gel,” dedi. Sky mutfağa girdiğinde karşısında dumanı tüten noodle’ı görünce gözleri parladı. Masaya oturdu, çubukları beceremedi, kızıp lavaboya fırlattı. Sonra kutuyu iki eliyle tutup çorba içer gibi hepsini yedi. Hiç kir bırakmadan bitirdi. Koşarak Mizuya’nın yanına gidip, “Abicim, çok teşekkür ederim. Sen benim her şeyimsin,” diyerek boynuna sarıldı. Mizuya yalnızca, “Rica ederim,” dedi, başını azıcık okşadı ve oyununa geri döndü.
Bir hafta boyunca Sky her gün pencerenin önünde oturdu, anne ve babasının gelmesini bekledi. “Abi, neden dışarı çıkmama izin vermiyorsun? Arkadaşlarımla oynamak istiyorum,” dediğinde Mizuya ona sertçe baktı. “Sakın,” dedi. Sky iç çekti, kollarını bağlayıp yere oturdu. “Umarım zaman çooook hızlı geçer…” diye mırıldandı.
Bir hafta sonunda Sky en sevdiği beyaz elbisesini giydi, kırmızı çantasını taktı. Oyun oynarken annesi ve babasını canlandırıyor, hayali kedileriyle konuşuyordu. Mizuya yanına geldi. “Sky, bir şey söylemem gerek,” dedi. Sky heyecanla ayağa kalktı. “Annemler mi geliyor?” dedi gülümseyerek. Mizuya başını iki yana salladı. “Hayır… biraz daha kalmaları gerekiyormuş. Bana az önce yazdılar. Hem şimdilik yeterince yemeğimiz var,” dedi. Sky sessizce yere oturdu. “Ama çok özlemiştim,” dedi ve yatağına kıvrıldı. Mizuya kapıyı kapatıp odasına döndü.
Bir sabah Sky derin uykudayken ev sarsıldı, gök gürültüsünü andıran bir patlama sesi duyuldu. Korkuyla uyanıp, “Baba!” diye bağırdı. Odaya koşan Mizuya, “İyi misin Sky?” dedi. Sky gözyaşlarıyla, “Annemler geldi sandım…” dedi. Günler geçtikçe bu patlama sesleri daha sık duyulmaya başladı. Hava da giderek soğuyordu.
Bir gün Sky yorganına sarılmış halde yanına geldi. “Abi, ben çok üşüyorum. Neden ev ısınmıyor?” diye sordu. Mizuya umursamazca, “Artık elektrik yok çünkü,” dedi. Sky korkuyla, “Abi… acıktım,” diye fısıldadı. Mizuya sert bir sesle, “Sence elektrik yokken ne yiyebiliriz?” dedi. Sky yutkundu, “Özür dilerim abicim,” dedi, yorganına sarılıp odasına gitti.
Mizuya sessizce oturuyordu, elleri birleşmiş, gözleri yukarıya kilitlenmişti. Sky ise pastel boyalarla bir resim yapıyordu: abisi, kendisi ve babası. Çizimi göstermek için eve baktı ama Mizuya ortalarda yoktu. Artık evde değildi.